|
Neden Uluslararası Süreçler?
İnsanoğlunun Tarım Devrimi’ni
gerçekleştirmesinden bu yana doğa ve doğal kaynaklar üzerindeki bozucu
etkisi, çevre sorunları ile kendini göstermektedir. Dünyamızın canlı
türlerinin milyonlarca yıl süren evrimi boyunca kural; yeni canlı
türlerinin gelişimi olmuştur. Tarım Devrimi’nden günümüze kadar olan
sürecin yalnızca yüzde biri kadar olan zaman diliminde ise evrimin bu
özelliği adeta tersine çevrilmiştir.
Dünyayı Koruma Birliği -IUCN-‘in 1997
yılında yaptığı bir araştırma, 242.000 bitki türünden yüzde 14’ünün, kuş
türlerinin yüzde 11’inin ve insan türünün tek bir türü olduğu 4400
memeli türünün yüzde 11’inin yok olma tehdidi altında bulunduğunu
göstermektedir.
Türlerin ve onların yaşam ortamlarının yok
olması, tüm ekonomik sistemlerin üzerinde yükseldiği doğanın tahrip
olmasına ve insanlığın karşılaşabileceği sorunların çözümünde
vazgeçilemez olanaklar sunan doğal varlıklardan ve yaşam sistemlerinden
mahrum kalmasına yol açmaktadır. Artan dünya nüfusun gıda talebini
karşılayabilmek için tarım alanları, orman ve mera alanları aleyhine
artarken, daha 1970’li yıllarda 5,5 milyar ton dolaylarındaki
karbondioksit emisyonu, 1990’lı yıllarda 8 milyar tonu geçmiş ve
günümüzün en önemli sorunlarında biri olan küresel ısınma sorunu
karşımıza çıkmıştır.

|
Orman ve mera alanlarının hızla azalması iklim
değişikliği sorununun daha ileri düzeylere çıkarmıştır. Bunu yanında
tarım topraklarında tuzlanma, alkalileşme veya toprakların bataklığa
dönüşmesi yüzünden her yıl, sulanır alanların 125 bin hektarı
kaybedilirken, deniz, göl ve akarsu ekosistemleri de kendi olağan
değişim hızının çok üstünde olumsuz değişime uğramaktadır.
İnsanoğlunun kendisinin de içinde bulunduğu yaşam koşullarında
oluşan bu olumsuz değişimin sonuçları yer yer yıkıcı biçimlerde
ortaya çıkmıştır. |
Bu nedenle günümüzde, insanlığın
karşılaştığı çevre sorununu; bazı ekonomistler en büyük ekonomik kriz
olarak adlandırmaktadırlar.
Küresel bir nitelik kazanan ve
gezegenimize yönelik insan kaynaklı bu tehdide karşı sorunun çözümü
için, 1970’lerden bu yana küresel nitelikli çözüm arayışları da gündeme
gelmiş ve sorun uluslararası süreçlerle çözümlenme yoluna gidilmiştir
Uluslararası Sürecin Gelişimi
İnsanoğlunun kendi
etkinlikleriyle tehdit ettiği yaşam koşulları, beraberinde gelecek
kaygısını getirdiği için, soruna çözüm arayışları dile getirilmiştir.
İlk olarak; 1968 yılında o zamanki OECD Genel Sekreteri Alexander King
ve bazı işadamlarınca kurulan Roma Kulübü, “İnsanlığın İkilemi”
adlı çalışmasında kullanmak üzere, MIT (Massachuttes Institute of
Tecnology)‘e dünya bağlamında nüfus artışı, doğal kaynakların
tüketilmesi ve kirlenme değişkenlerinin karşılıklı etkileşimini
araştıran bir rapor hazırlattılar. Hazırlanan rapor Büyümenin Sınırları
(Limits to Growth) adını taşıyordu ve “değişmek ya
da yok olmak” ikilemi üzerine kurulu, gelecek için abartılı bir
karamsarlığı da içeriyordu. 1969 yılında da Birleşmiş Milletler Genel
Sekreteri U-Thant, en çok on yıl içinde Birleşmiş Milletler Örgütü üyesi
ülkelerin eski çatışmalarını bir yana bırakarak, çevreyi korumak, nüfus
artışını yavaşlatmak ve yoksulları kalkındırmak için birleşmelerinin
gereği üzerinde duruyordu.
|
 |
|
Raporun içeriği olan “Sıfır Büyüme Tezi” az
gelişmiş ülkeler tarafından doğal olarak kabul görmedi.
Gelişen süreçte Birleşmiş Milletlerin uzmanlık
örgütlerinin de katılımıyla 1972’deki Stockholm Konferansı’na
gelinmiştir. 1970’li yıllarda henüz sürmekte olan soğuk savaşın da
etkisiyle, Doğu ve Batı kampları arasında çıkan anlaşmazlık sonucu
Romanya haricinde Varşova Paktı üyeleri toplantıya katılmamışlarsa
da, konferansın uluslararası çevre politikalarına ilk sayılan iki
katkısı olmuştur; Birincisi, zengin ve yoksul ayırımı yapılmaksızın,
katılımcı tüm ülkeler tarafından, küresel çevre sorunlarının boyutlarına ve tehlikelerine
dikkat çekilmiş, tehdidin tüm insanlığa yönelik olduğu kabul edilmiş ve
sorumluluğun paylaşılmasında uzlaşma sağlanmıştır.
İkinci olarak ise, Stockholm Sonuç
Bildirgesi’nde, her insanın sağlıklı bir çevrede yaşama ve çevre
korumaya ilişkin kararlara katılma hakkı olduğu vurgulanmıştır
Bu çerçevede Konferans sonunda
“İnsan ve Çevresi” adlı bildirge yayınlanmış, ulusal ve
uluslararası faaliyetlere yol gösterecek 26 prensip ile “İnsan ve
Çevresi için Harekat Planı”nında 109 adet öneri belirlemiştir.
Yayınlanan bildirge doğrultusunda Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP-
United Nations Environmental Program) kurulmuş ve konferansın başlama
tarihi olan 5 Haziran Dünya Çevre Günü olarak kabul edildiği gibi,
konferans sırasında gelişmekte olan ülkelerin göstermiş oldukları
tepkilere karşı bir dostluk gösterisi olarak da örgütün merkezi Güneyde
Kenya’nın başkenti Nairobi’de kurulmuştur. Kurulduğu günden itibaren
önemli ve bir o kadar tartışmalı bir uluslararası sözleşme olan
“Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi”ni hazırlamaya başlamıştır. Bunun
yanında BM tarafından o dönemin Norveç Başbakanı Gro Harlem Brunland
başkanlığında Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu oluşturulmuştur. Bu
komisyon 1987 yılında Brunland Raporu olarak da bilinen “Ortak
Geleceğimiz” adlı bir rapor yayınlamıştır. Raporun en önemli
sonuçlarından birisi; “sürdürülebilirlik” kavramı olduğu gibi,
“küresel çevre sorunlarının en başta gelen sebep-sonuç ilişkisini
yoksulluğun oluşturduğu”saptaması olmuştur.
Rio’ya Giden Yol
1987 tarihli Brundland
Raporu'nun (Ortak Geleceğimiz) temel kaygısı, kalkınma amaçlarını
gerçekleştirirken çevre olgusundan verilen ödünlerin, uzun vadede çözümü
çok daha güç sorunları ve yoksullaşmayı getireceği, bunun da insanlığın
ortak geleceğini tehdit ettiğidir. Ancak Brundland Raporu’yla
yapılabilen, yalnızca bir durum değerlendirmesi olmaktan öteye
gidememiştir. Stockholm Konferansı’ndan 20 yıl sonra, Birleşmiş
Milletler yeni bir Dünya Çevre Konferansı hazırlama kararı almıştır.
Oysa bu yirmi yıllık süreçte dünya inanılmaz ölçülerde değişime
uğramıştır. Varolan kalkınma anlayışının sürdürülmesi durumunda bugüne
değin tespit edilebilen tüm bitki ve hayvan türlerinin 1/5’inin
önümüzdeki yirmi yıl içinde yok olacağı, daha 1990 başlarında bilim
insanlarınca belirtiliyordu. Örneğin;
-En çoğu azgelişmiş ülkelerde olmak üzere
her yıl 20 milyon hektar orman yok olmuştur.
-Erozyon nedeniyle kaybedilen toprak
miktarı, Hindistan ve Fransa’nın tarıma elverişli toprakları düzeyine
ulaşmıştır.
-Yalnızca Sudan’da Sahra Çölü 200 km
güneye doğru ilerlemiştir.
-Denizlere tanker kazaları sonucu yayılan
petrol miktarı,1975’de 188.042 ton iken, 1985’de bu miktar tahmini
olarak 400.000 tona yükselmiştir, vb.
Sonuç olarak güney
ülkelerindeki hızlı nüfus artışı ile Kuzey ülkelerinin sanayilerinin yol
açtığı tahribat, ülkeler arasındaki gelir dağılım dengesizliği, nükleer
kazalar ve çevre faciaları, sorunların çözümünün küresel boyutta tekrar
ele alınmasını zorunlu kılmıştır. Stockholm Konferansı zamanında soğuk
savaşın devam ediyor olması, alınan ilke kararların uygulanmasını
geciktiriyor ya da engelliyordu. 1990’lara gelindiğinde ise daha farklı
bir dünyanın, küresel sorunun çözümünde uzlaşabileceği umutları vardı.
Birleşmiş Milletler, Stockholm
Konferansının 20. Yıl dönümünde yeni bir Dünya ve Çevre ve Kalkınma
Konferansı düzenleme kararı verdi. Rio de Janerio’da Haziran 1992’de
yapılan bu toplantıya 179 ülke devlet başkanı ve yetkilileri ile 166
ülkeden 18.000 katılımcı ve 400.000 ziyaretçi ve 8.000 gazeteciyi bir
araya getiren konferansta, Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma
Komisyonu (WCED), insanlığın kalkınmayı sürdürebilme özelliğine sahip
olduğunu, küresel ekonominin; insanların taleplerine ve meşru
isteklerine cevap vermek zorunda olduğunu, fakat büyümenin gezegenin
ekolojik sınırlarına uygun olması gerektiğini belirtmiştir. Konferans
kararlarında iki ilke, bir eylem planı kabul edilmiştir. Bu esnada
UNEP’in kurulduğu günlerde hazırlamaya başladığı Biyolojik Çeşitlilik ve
İklim Değişikliğine ilişkin iki uluslararası sözleşme de imzaya
açılmıştır.
1. RİO BİLDİRGESİ
Bildirgedeki 27 İlkede,
insanların doğa ile uyumlu ve sağlıklı bir hayata layık olduğu,
kirletenin kirletme bedelini ödemek zorunda olduğu (kirleten öder
ilkesi), günümüzdeki kalkınmanın, şimdiki ve gelecekteki kuşakların
kalkınma ve çevre ihtiyaçlarına zarar vermemesi gerektiği, barış,
kalkınma ve çevre korumanın birbirinden ayrılamayacağı ve katılımcı
ülkelerin faaliyetlerinde bu ilke kararlara uygun davranacakları
vurgulanmaktadır.
2. ORMAN İLKELERİ
Konferansta üçüncü belgesi
olan Sürdürülebilir Orman Yönetimi İlkeleri; “Her türlü ormanların
yönetimi, korunması ve sürdürülebilir gelişimi konusunda küresel görüş
birliği ilkelerinin yasal bağlayıcılığı olmayan ilke kararları” olarak
toplam 13 ilke karar almıştır. Ormanlar için küresel fikir birliği
oluşturan bu ilkeler, ileride tüm dünya ormanlarının kullanımı konusunda
uluslararası geçerliliği olan ortak yaklaşım politikaları içerecek
imzacı devletleri bağlayıcı bir sözleşmenin ön hazırlığı olarak
değerlendirilmiştir. Konferansın yasal bağlayıcılığı olmayan bu ikinci
ilke kararının nedeni, uluslararası sözleşme olarak gündeme
getirilmesine bazı gelişmekte olan ülkelerin ormanları üzerindeki
hükümranlık haklarından vazgeçmek istememeleridir.
3. GÜNDEM 21 (21 yy ÇEVRE ve KALKINMA
EYLEM PLANI)
Rio Konferansı’nda ele
alınan Gündem 21 ise 21. yy Eylem Planı olarak göze çarpmaktadır ve
toplam 40 maddeden oluşmaktadır. Ulusların kendi içlerindeki ve
birbirleriyle olan farklılıklarının süregeldiği, yoksulluğun ve açlığın,
hastalıkların ve cehaletin daha da arttığı ve insanoğlunun varlığını
sürdürebilmesi için dayanmak zorunda olduğu ekosistemlerin çöküşü ile
karşı karşıya olunduğu saptamasıyla başlayan ikinci konferans kararı
belli başlı dört bölümde 21 yüzyılda katılımcı devletlerin çevresel
çöküşün önüne geçebilmek yapacaklarının planlandığı bir belge olarak
tarihe geçmiştir. Ülkemizde de bu eylem planı doğrultusunda önce ulusal
düzeyde Çevre Bakanlığı’nca, sonra da yerel düzeyde kamu ve yerel
yönetimlerin eşgüdümüyle Gündem-21 çalışmaları yürütülmektedir.
Konferansta yasal
bağlayıcılı olan iki uluslararası sözleşmede imzaya açılmıştır. Ancak bu
sözleşmeler konferans kararlarının bir parçası değildir ve bağımsız
olarak değerlendirilmelidir. Bunlar “İklim Değişikliği Çerçeve
Sözleşmesi” ve “Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi” dir.
4. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİ
SANAYİLEŞME,
CO2 SALINIMI VE ATMOSFERİK SICAKLIĞIN ARTMASI

Kaynak:
http://www.lewes.gov.uk
20.yy boyunca küresel sıcaklık 0.6
°C artmıştır. Bu ısı değişimi az görünebilir, fakat buzul çağından bu
yana geçen 12000 yılda (http://www.lewes.gov.uk)
Dünya ısısı sadece 7-8 °C arttığı gözönüne alınırsa 100 yıl içinde
gerçekleşen değişikliğin önemi daha iyi anlaşılacaktır.
5. BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ
8. KUŞLARIN KORUNMASINA DAİR
ULUSLARARASI SÖZLEŞME (PARİS SÖZLEŞMESİ, 1950)
Bu sözleşme ile
kuşların yok olmasına neden olan etkenlerin ortadan kaldırılması ve
özellikle göçmen kuşların konakladığı ülkelerde korunmasını sağlamaktır.
Doğa koruma konusunda bilinen ilk uluslararası sözleşme 1902 yılında
yapılmıştı.
Ülkemiz coğrafik yapısı
nedeniyle göçmen ve özellikle Batı-Palearktik bölgenin en önemli yırtıcı
kuş göç yolu üzerindedir. Bu nedenle sözleşmeden doğan sorumlulukları
daha fazladır. Kuşların üreme dönemleri olan Mart-Temmuz aylarında
rahatsız edilmemeleri, avlanmalarına yasak getirilmesi, nesli tehlike
altında olan türlerin korunması sözleşme kapsamındadır. Söz konusu
kuşların canlı ya da ölü olarak ithal, ihraç, nakil ve ticareti,
verilmesi, elde tutulması bu sözleşme ile yasaklanmıştır.
Ülkemiz korunması gereken
türlerle ilgili olarak her yıl liste düzenlemek zorundadır. Bu liste
DKMPGM tarafından Merkez Av Komisyonu kararıyla yapılmaktadır.
1950 yılında imzaya
açılan bu sözleşmenin sorumlu kuruluşu Birleşmiş Milletlerdi. Ülkemiz bu
sözleşmeyi 1967 yılında imzalamıştı. Ancak doğa koruma konusunda gelişen
uluslararası süreçle Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP)
kurulmuştur. Bu nedenle sözleşme halen etkin değildir. Daha sonra bu
konuya ilişkin daha gelişmiş uluslararası sözleşmeler geçerli
durumdadır.
9. ÖZELLİKLE SU KUŞLARI YAŞAMA ORTAMI
OLARAK ULUSLARARASI ÖNEME SAHİP SULAK ALANLARIN KORUNMASI (RAMSAR)
SÖZLEŞMESİ
Sözleşme sulakalanların
olağanüstü özelliklerine ve yaşantımıza kattığı sayısız çeşitlilik ve
zenginliğe dikkat çekmektedir. Ramsar'da (İran) 1971 yılında
imzalanmıştır. Yalnızca sulakalan ekosisteminin dünya çapında koruma
altına alınmasını amaçlayan tek uluslararası sözleşmedir. Yapılan bir
çalışmaya göre; dünyadaki tüm ekosistemlerin ekonomik değeri 33
trilyon USD olarak hesaplanmıştır. Sulakalanların değeri ise, 14.9
trilyon USD’dır. Yani tüm ekosistemlerin değerinin % 45’ini ifade
etmektedir!...
Sözleşmenin amacı;
- Sulakalanların bulunduğu bölgenin su
rejimini düzenlemesi,
- Karakteristik bitki ve hayvan
topluluklarının; özellikle su kuşlarının barınmasına olanak sağlaması,
- Ekonomik, kültürel, bilimsel ve
rekreasyonel olarak büyük bir kaynak oluşturmaları,
- Kaybedilmeleri halinde bir daha
kazanılmalarının mümkün olmaması,
- Su kuşlarının mevsimsel göçleri
sırasında sınırlar aşması nedeniyle uluslararası bir kaynak olmaları,
- Bu yüzden sulak alanların kaybına neden
olabilecek hareketlerin önlenmesi ve,
- Sulakalanlarla onlara bağımlı bitki ve
hayvan topluluklarının korunmasının ileri görüşlü ulusal politikalarla
eşgüdüm içinde uluslararası faaliyetlerle birleştirilmesini sağlamaktır.
Türkiye'nin 1994 yılında taraf
olduğu sözleşmeye üye ülke sayısı 90'ı aşmıştır. Türkiye'de toplam 9
sulak alan Ramsar Alanı ilan edilmiştir. Bunlar; Göksu Deltası, Seyfe
Gölü, Burdur Gölü, Sultan Sazlığı, Manyas Gölü, Kızılırmak Deltası,
Uluabat Gölü, Gediz Deltası, Akyatan Gölü’dür. Türkiye taraf olduğu bu
sözleşmeye rağmen bu alanlarda tam anlamıyla etkili faaliyet
yürütememektedir. Su kullanım politikalarının yetersizliği ve yanlış su
kullanımı, bu tür alanların tarımsal sulama amaçlı değerlendirilirken
kaynakların tükenmesi tehlikesi ortaya çıkmıştır. Sözleşmenin
gereklerinin yerine getirilmesi için daha etkin ve uzun vadeli planlı
çalışmalar gerekmektedir.
|
 |
 |
|
Sultan Sazlığı-Ağustos 1997 |
Sultan Sazlığı’nın En Derin Yeri-2002 |
|
|
|
|
|
|
10. ÖZELLİKLE AFRİKA’DA CİDDİ KURAKLIK
VE/VEYA ÇÖLLEŞMEYE MARUZ ÜLKELERDE ÇÖLLEŞMEYLE MÜCADELE İÇİN BİRLEŞMİŞ
MİLLETLER SÖZLEŞMESİ- PARİS, 1994
Bilindiği üzere
küresel ısınmanın da tetikleyicileri arasında bulunduğu çölleşme
dünyamızın yüz yüze olduğu ciddi bir tehdittir. Yanlış arazi kullanımı
ve orman alanlarındaki azalmayı da çölleşmenin önemli nedenlerinden
olarak görebiliriz. Artan nüfusun gıda ihtiyacını karşılayabilmek
amacıyla aşırı yıpratılan toprak varlığı zaman içinde fiziksel, kimyasal
ve biyolojik niteliklerini ve barındırdığı bitki örtüsünü uzun süre
kaybetmektedir. Çölleşme bu sürecin sonucu ortaya çıkmaktadır. Örneğin
Kuzey Afrika’da bugün çöl ekosistemlerinin içinde kalmış yaklaşık 600
antik yerleşim yeri zamanının birer buğday üretim merkeziydi. Olayın bu
vahim seyri sonunda, etkilenen taraf ülkelerle çevreye ilişkin diğer
uluslararası çabalarla eşgüdüm içinde çözüm arayışları sonucu bu
sözleşme oluşturulmuştur.
Sözleşmeyle, Gündem 21
çerçevesinde etkilenen bölgelerde sürdürülebilir bir kalkınmayı sağlamak
için uluslararası işbirliği ve ortaklık anlaşmalarıyla desteklenip bütün
düzeylerde gerçekleştirilecek eylemlerle, ciddi kuraklık ve/veya
çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya olan özellikle Afrika’daki
ülkelerde çölleşme ile mücadele ve kuraklığın tehlikesini azaltmak
amaçlanmıştır.
Sözleşme özellikle Afrika
ülkelerine öncelik veren yönüyle eleştirilere maruz kalmıştır.
11. BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ-CARTAGENA
BİYOGÜVENLİK PROTOKOLÜ
Artan dünya nüfusunun
gıda ihtiyacının karşılanması amacıyla birim alandan alınan ürünü
artırabilmek için biyoteknolojik yöntemlerle geleneksel kültür
bitkilerinin ya da bunların yabani akrabalarının genetik yapılarında
değişikliğe gitme zorunluluğu ortaya çıkmıştır. İçerdiği pek çok
hukuksal ve ekonomik sorunlarla dolu bu yeni teknolojik süreçle
amaçlanan; yüksek miktar ve kalitede ürün sağlamaktır. İlk kez 1985’de
tarla bitkilerinde denemelerle başlayan bu süreç giderek artan bir hızla
devam etmektedir.
Kısaca GDO da denen genetik
yapısı değiştirilmiş ürünlerin avantajlı yönleri;
- hastalıklara ve zararlılara
dayanıklılık,
- ürünlerin raf ömrünün uzatılması,
- tüm dünyada tarım topraklarında giderek
artan alkalileşme ve tuzlanmaya dayanıklı türlerin geliştirilmesi,
- besin değerinin artırılması vb.
GDO’lu ürünlerin riskli
yönleri ise; doğada kendi türünde olmayan genler taşımalarından dolayı
şunlar olarak gösterilmektedir;
- gen aktarımında öngörülmeyen tehlikeli
sonuçların ortaya çıkabilmesi,
- GDO’lu ürünlerdeki farklı genlerin insan
bünyesine verebileceği zararlar ve
- GDO’lu bitki türlerinin doğaya yayılan
polenleri yoluyla doğal bitki türlerinin yabani atalarının ve yerel
ırklarının genetik yapısının geri döndürülemez biçimde bozulması yoluyla
genetik çeşitliliğin kaybedilmesidir.
Yukarıda anılan nedenlerle
biyoteknolojinin insan sağlığı, sosyal yapı ve biyolojik çeşitlilik
üzerinde yaratabileceği küresel nitelikli yıkıcı etkilere karşı
biyogüvenlik sistemi oluşturulması ihtiyacının ürünü olarak “Cartagena
Biyogüvenlik Protokolü” oluşturulmuştur.
Cartagena Biyogüvenlik
Protokolü; 1996 yılında başlayan çalışmalar sonunda, doğrudan ve geri
dönülemez biçimde yıkıcı etkilerde bulunabileceği, gezegenimizin temel
yaşam destek sistemi olan biyolojik çeşitliliğe ilişkin en kapsamlı
sözleşme olan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne ek bir protokol olarak
konulmuş ve 2000 yılında imzaya açılmıştır. Ülkemiz bu protokolu 2003
yılında kabul etmiş ve 2004 tarihinden itibaren de yürürlüğe girmiştir.
Protokolün amacı; biyolojik
çeşitliliği ve insan sağlığını koruma amacıyla ön tedbirler alınmasını
sağlamaktır. Bu yaklaşım, Rio İlke Kararları (Rio Deklerasyonu) İlke
karar-15’de anılan ‘…hükümetlerin ve kuruluşların, önleyici tedbir
alabilmeleri için bilimsel kesinlik aranmaması…’ ilkesinden
kaynaklanmaktadır.
12. AVRUPA PEYZAJ SÖZLEŞMESİ
Peyzaj dilimize
Fransızca’dan girmiş bir sözcük olup yalın anlatımıyla doğa/kır resmi
anlamında değerlendirilmektedir. Uluslar arası sözleşmeye konu olarak
ise; “birbirleriyle sürekli etkileşim içinde bulunan ekosistem ve
insanların oluşturduğukarmaşık bir yapı” olarak tanımlanmaktadır.
Kapitalizmin, küreselleşme ve sınırsız liberalleşmeyle yarattığı tüketim
kültürü, insanı doğasına yabancılaştırmakta, güzellikler karşısındaki
duyarlılığını yok etmektedir. Maddi olmayan değerlerin maddi olan
değerler karşısında uğradığı bu tahribat, insanlığın ortak kültürel
mirasını da olumsuz etkilemektedir.
Türkiye çok miktarda doğal
ve kültürel mirasa sahip bir ülkedir. Sadece kültürel varlık olarak
antik yerleşimleri ele aldığımızda bile; İtalya’dakinden daha fazla
Roma, Yunanistan’dakinden daha fazla Bizans dönemine ait kalıntı alanlar
bulunmaktadır. İşte bu “ortak miras” öncelikle ulusal düzeyde önem
taşımakta ve değerlendirilmesi ve korunması gereken bir kaynak olarak
ortaya çıkmaktadır. Bu kaynaklar üzerinde küreselleşmenin yarattığı
olumsuz tahribatı engelleyebilmek ve gelecek kuşaklara bu kültürel ve
doğal kaynakları aktarabilmek için Avrupa Peyzaj Sözleşmesi oluşturulmuş
ve 2000 yılında 11 ülkenin onayıyla yüyrlüğe geçmiştir. Ülkemizde bu
sözleşme 2004 yılından itibaren yürürlüğe girmiştir.
Genel olarak Avrupa Peyzaj
Sözleşmesinin amacı; Avrupa Peyzajlarını korumak, yönetmek ve planlamak
üzere, imzacı ülkelerin kamu yönetimlerini yerel, bölgesel, ulusal ve
uluslararası düzeylerde politikalar oluşturmak, önlemler almak ve doğal,
kırsal ve kentsel peyzajların kalitesini artırmaya yöneltmek olarak
tanımlanabilir.
SONUÇ:
Uluslararası Sözleşmeler
Anayasa’nın 90. maddesine göre yasa hükmündedirler. Ancak yapıları
gereği başka devlet ya da devletlerle karşılıklı akdedildikleri için,
parlamentonun uygun bulma kararı vermesinden sonra Anayasaya
aykırılıklarının teklif edilemeyeceği bir özellik kazanırlar. Bu
yönleriyle kurallar piramidinde Anayasanın altında, yasaların üstünde
bir özellik gösterirler. Bu nedenle Anayasaya aykırılıkları ileri
sürülemez.
İç hukukun bir parçası haline
geldikleri için, kendi altında kalan tüm normatif düzenlemelerin
uluslararası sözleşmeye aykırılık göstermemesi, aykırılık gösteren
düzenlemelerin yeni duruma göre değiştirilmesi, görülmekte olan
davaların da mahkemelerde yeni düzenlemeye göre değerlendirilmesi
gerekir.
|
|
|
İmza Tarihi |
|
1931 |
Balina Avı Antlaşması |
1934 |
|
1949 |
Akdeniz Genel Balıkçılık Konseyi Kurulması
Hakkında Antlaşma |
1967 |
|
1959, Paris |
Kuşların Korunması Hakkında Uluslararası
Sözleşme |
1967 |
|
1951, Paris |
Akdeniz ve Avrupa Bitki Koruma Teşkilatı
Kurulması Hakkında Sözleşme |
1965 |
|
1959, Washington |
Antarktika |
1995 |
|
1960, Cenevre |
İşçilerin İyonize Edici Radyasyona Karşı
Korunması Hakkında Sözleşme |
1969 |
|
1960, Paris |
Nükleer Enerji Alanında Üçüncü Taraflar
Sorumluluk Antlaşması |
1968 |
|
1963, Moskova |
Atmosferde, Uzayda ve Sualtında Nükleer Silah
Deneylerini Yasaklayan Sözleşme |
1965 |
|
1967, Londra, Moskova, Washington |
Devletlerin Ay ve Öteki Gök Cisimleri Dahil,
Uzayın Keşfi ve Kullanımı Faaliyetlerini Düzenleyen İlkelere İlişkin
Antlaşma |
1968 |
|
1968, Paris |
Hayvanların Uluslararası Nakliye Sırasında
Korunması Konusunda Avrupa Sözleşmesi |
1971 |
|
1971, Ramsar |
Özellikle Su Kuşları Yaşama Alanı olarak
Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme |
1994 |
|
1971, Londra, Moskova, Washington |
Nükleer Silahların ve Öteki Toplu Tahrip
Silahlarının ve Deniz Yataklarına, Okyanus Tabanına ve Bunların
Altına Yerleştirilmesinin Yasaklanması Hakkında Antlaşma |
1972 |
|
1972, Londra, Moskova, Washington |
Bakteriyolojik (Biyolojik) ve Toksik Silahların
Geliştirilmesi, Üretimi ve Depolanmasının Yasaklanması ve Tahribi
Hakkında Sözleşme |
1975 |
|
1972, Paris |
Dünya Kültür ve Tabiat Mirasının Korunması
Hakkında Sözleşme |
1983 |
|
1973, Washington |
Nesli Tehlikede Olan Hayvan ve Bitki Türlerinin
Uluslararası Ticaretinin Düzenlenmesine İlişkin Sözleşme |
1996 |
|
1974, Paris |
Uluslararası Enerji Programı Antlaşması |
1981 |
|
1976, Barselona |
Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması
Sözleşmesi |
1981 |
|
1978, Londra |
Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi
Sözleşmesi |
1990 |
|
1980, Atina |
Akdeniz’in Kara Kökenli Kirleticilere Karşı
Korunması Hakkında Protokol |
1983 |
|
1976, Barselona |
Fevkalade Hallerde Akdeniz’in Petrol ve Diğer
Zararlı Maddelerle Kirlenmesinde Yapılacak İşbirliğine Ait Protokol |
1981 |
|
1995 |
Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin
Protokol |
1996 |
|
1996, İzmir |
Akdeniz’de Tehlikeli Atıkların Sınırlar ötesi
Taşınımından Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Hakkında Protokol |
1996 |
|
1979, Bern |
Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Doğal Yaşam
Ortamlarının Korunması Sözleşmesi |
1984 |
|
1979, Cenova |
Uzun Menzilli Sınır Ötesi Hava Kirliliği
Sözleşmesi |
1983 |
|
1984, Cenova |
Avrupa’da Hava Kirleticilerinin Uzun Menzilli
Aktarılmalarının İzlenmesi ve Değerlendirilmesi İçin İşbirliği
Programının (EMEP) Uzun Vadeli Finansmanına Dair 1979 Uzun Menzilli
Sınırlar ötesi Hava Kirlenmesi Sözleşmesine Ek Protokol |
1985 |
|
1992, Rio de Janerio |
Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi |
1997 |
|
1985, Viyana |
Ozon Tabakasının Korunmasına Dair Viyana
Sözleşmesi |
1990 |
|
1987, Montreal |
Ozon Tabakasını İncelten Maddelere Dair
Montreal Protokolü |
1990 |
|
1986, Viyana |
Nükleer Kaza Halinde Erken Bildirim Sözleşmesi |
1990 |
|
1989, Basel |
Tehlikeli Atıkların Sınırlar Ötesi Taşınımının
ve İmhasının Kontrolü Sözleşmesi |
1994 |
|
1992, Bükreş |
Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması
Sözleşmesi |
1994 |
|
1992, Bükreş |
Karadeniz Deniz Çevresinin Kara Kökenli
Kaynaklardan Kirlenmeye Karşı Korunmasına Dair Protokol |
1994 |
|
1992, Bükreş |
Karadeniz Deniz Çevresinin Petrol ve Diğer
Zararlı Maddelerle Kirlenmesine Karşı Acil Durumlarda Yapılacak
İşbirliğine Dair Protokol |
1994 |
|
1992, Bükreş |
Karadeniz Deniz Çevresinin Boşaltmalar
Nedeniyle Kirlenmesinin Önlenmesine İlişkin Protokol |
1994 |
|
1994, Paris |
Çölleşme İle Mücadele Sözleşmesi |
|
|
1983 |
Uluslararası Tropikal Kereste Anlaşması (ITTA) |
1994 |
BİLDİRGELER
·
Stockholm Konferansı İnsan
ve Çevresi Bildirgesi (1972)
·
Avrupa Güvenlik ve İşbirliği
Konferansı, Helsinki (1975, 1980, 1986, 1988)
·
Akdeniz Cenova Bildirgesi
(1985)
·
BM/AEK Flora, Fauna ve Yaşam
Ortamlarının Korunması Deklarasyonu (1989)
·
Avrupa Çevre ve Sağlık Şartı
(1989)
·
Atmosferik Kirlilik ve İklim
Değişikliği Noordwijk Bildirgesi (1989)
·
Avrupa-Akdeniz Çevre
İşbirliği Şartı (1990)
·
BM/AEK Bölgesinde Sürekli ve
Dengeli Kalkınmaya İlişkin Bergen Bildirgesi (1990)
·
Ozon (Montreal) Protokolü
(1990)
·
Yeni Bir Avrupa İçin Paris
Şartı (1990)
·
BM/AEK Espoo Bakanlar
Bildirisi (1991)
·
OECD Çevre ve Kalkınma
Bakanları Politika Bildirisi (1991)
·
Rio Bildirgesi (1992)
·
Gündem 21 (1992)
·
Orman İlkeleri Bildirgesi
(1992)
·
Kahire Bildirgesi (1992)
·
Orta Asya ve Balkan
Cumhuriyetleri Çevre Bakanları Bildirgesi (1994)
·
Sofya Bakanlar Bildirgesi
(1995)
·
Barselona Kararı (1995)
·
OECD Çevre Bakanları
Bildirgesi (1996)
·
Avrupa Ormanlarının
Korunması Lizbon Bakanlar Konferansı (1998)
|