ekoturizmgrubu |
||||
EKOTURİZMİ ANLAMAK
Ülkü İŞSEVER Orman Yüksek Mühendisi TODEG Üyesi Ekoturizm son yıllarda tüm doğa severlerin ve sivil toplum örgütlerinin ilgisini çekmeye başlayan, turizmde alışılagelen kalıpların dışına çıkan bir kavramdır. İnsanoğlunun doğasında var olan dinlenme isteğini karşılayacak etkinliklerin zaman içinde bu etkinliklerin gerçekleştiği yerlerde bozulma ve yıkımlara yol açması ve tüm dünyada gelişen çevre hareketlerine paralel olarak gündeme gelmiştir. Turizm adı altında, insanoğlunun günlük yaşamın rutininden kurtulup psikolojik ve bedensel dinlenme gereksinimini karşılayan davranış ve etkinlikler, insanoğlunun doğaya bakışındaki insan-merkezli yaklaşımı nedeniyle, günlük yaşamın rutinlerini ve araçlarını bu dinlenme alanlarına taşımıştır. Dinlenme alanlarının önce deniz ve daha sonra da ormanlık alanlar gibi doğal alanlar olması, bu doğal alanların yıkımına, bozulmasına ve dinlenme alanlarının daralmasına neden olmuştur. Dünyadaki hızlı değişim, sanayileşme, turizm sektörünün sunduğu olanakları da belli bir çerçevede geliştirmiştir. Ancak turizmin insanoğlunun dinlenmesi ve kendisini ruhsal ve bedensel olarak yenilemesi için olanaklar sunan bir sektörden, kendisini kazanç sektörüne dönüştürmüş olması sektörün en büyük açmazlarındandır. Çünkü doğayı ve doğanın döngüsünü göz ardı eden bu anlayış önce kıyılarda, daha sonra yaylalarda büyük doğa yıkımlarına neden olmuştur. Dolayısıyla doğayı anlamadan onun örüntülerini bilmeden doğadan yararlanmak yine aynı sonuçlara neden olacaktır. Bu kez yıkımlar daha fazla olacaktır çünkü en başta yapılan tanımlamadan da anlaşılacağı gibi doğayı hedef alan turizm, bozulmamış doğal alanlara, korunan alanlara yönelmektedir. Yıkıma uğrattığı kıyılardan yaylalardan ve turizme açılmış ormanlık alanlardan sonra korunan ve daha az ulaşılabilen alanlara da yönelecektir. Ekoturizmin son zamanlarda gündemdeki ağırlığı artmakla birlikte, insanların doğa ile uğraşması kadar eski tarihlere gidebilmektedir. Ekoturizm’in büyükbabası Alexander von Humboldt’un 1799 yılında, “kimse evinde rahat koltuklarında otururken doğanın yapısını ve işleyişini düşünüp anlayamaz. Eğer kişi, bir teorisini kanıtlamak, deneyimlerini artırmak istiyorsa dünyada gidebileceği her noktaya her köşeye erişmelidir”[1] derken ekolojik turizmin de temellerini atmıştır. Humboldt’ tan yıllar sonra 1991 yılında TIES (The
International Ecoturism Society) ekoturizm’ i; “Çevrenin korunduğu doğal
alanlara düzenlenen ve yerel halkın refahına destek olan sorumlu
geziler”[2] olarak tanımlamıştır. Bu tanımlamadan yola çıkarak ekoturizmin bileşenleri; doğal alanlar, yerel halk, ekoturistler ve ekoturistlere doğayı ve doğanın bağıntılarını anlatan, doğaya karşı sorumluluğu oluşturacak nitelik ve bilinçteki sivil toplum örgütleri olarak belirlenebilmektedir. Ekoturizm, turizm sektörü ile direk bağlantılı bir etkinliktir. Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’nde sürdürülebilir kalkınma için çevre önemli bir bileşen kabul edilmiştir. Hemen öncesinde düzenlenen Cape Town Sorumlu Turizm Hedefleri Bildirisi’nde de sürdürülebilir ve sorumlu turizmin, doğal ve kültürel mirasın devamında olumlu etkiler yarattığı, yerel halkla kurulan iletişim ile çevreye, doğaya ve yerel kültürü anlamaya olumlu etki yarattığı, ekonomik, çevresel ve sosyal baskıları en aza indirgediği belirtilmiştir. Bu durumda
ekolojik turizmin hem doğanın korunmasına hizmet ettiği hem yerel halkın
kültürel dinamiği içinde ekonomik olarak desteklendiği ve hem de
ziyaretçilerin doğa koruma konusunda bilinçlendirilerek, kullanım
alışkanlıklarının doğanın sunduğu olanaklar içinde kalmasını sağlayan
bir turizm biçimi olduğu söylenebilir. [3] http://www.uneptie.org/pc/tourism/ecotourism/home.htm (09/01/2002) |
||||
ANKARA 2008 |
||||