|
ekoturizmgrubu |
||||
|
EKOTURİZM PARADİGMASI Hasan Basri
AVCI-Orman Mühendisi
'Aslanlar kendi
tarihçilerine sahip olana kadar, avcılık öyküleri her zaman avcıyı
yüceltecektir' Kazdağı Milli Parkı ilan edilirken alanın doğal bir
hazine niteliğindeki jeomorfolojik özelliklerinin korunması, doğudan
batıya uzanan dağ kütlesini kuzey güney yönünde yaran derin vadi ve
kanyonlar ve bu yapının ortaya çıkardığı farklı iklim koşullarının
yarattığı zengin bitki ve hayvan varlığının devamının sağlanması,
araştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılması hedeflenmiştir. Bütün bu özellikleri nedeniyle ve son yıllarda önemi
giderek artan ekoturizm anlayışı, Kazdağı Milli Parkı’ndan bu çerçevede
yararlanmak isteyenler için etkinliklerin belli esaslara göre yapılması
zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır. 1995 yılında yapılan Uzun Devreli Gelişme Planı’nda
ülkemiz korunan alanlarında ilk kez ekoturizme yönelik etkinlik güzergâh
ve noktaları ayrıntılı olarak planlanmıştır [dağ yürüyüşü (trekking)
güzergâhları, günübirlik kullanım alanları, çadırlı kamp alanları,
ekoturizm hatları] Ekoturizm etkinliklerinin saptanan esaslar
çerçevesinde yapılabilmesi için, yine ülkemizde ilk kez yöre insanları
arasından belli ölçütlere göre belirlenen adaylara milli parkın kaynak
değerleri ve etkinlik esaslarını kapsayan eğitim verildi. Daha sonra
yapılan sınavda başarılı olanlara ziyaretçi yönetimine katkı sağlamaları
için “ekoturizm kılavuzu kimliği” verilmiş ve alanı ziyaret etmek
isteyenlere kılavuzluk hizmeti alma zorunluluğu getirilmiştir. (Bugünkü
uygulamada ve mevzuatta “ekoturizm kılavuzu” yerine “alan kılavuzu”
kavramı kullanılmaktadır, ziyaretçi etkinliğinin korunan alan amaçlarına
uygun olarak yapılmasını sağlamak amacıyla giderek
yaygınlaştırılmaktadır.) Yukarıdaki paragrafları 7–8 yıl önce yaptığım bir
sunumda kullanmışım. O zamanlar “ekoturizm” kavramının özellikle korunan
alanlar için uygun bir yaklaşım olduğuna nasıl da inanıyormuşum. Çünkü o zamanlar ve hâlâ ekoturizm; “çevre
duyarlılığının vurgulandığı, bozulmamış doğal alanlarda doğaya dayalı
seyahat” olarak sunulmaktadır. Seyahat edenlerin önemli bir çoğunluğu
için bu tanımlama doğru sayılabilirdi ancak seyahati düzenleyen kişi ve
firmaların çevre duyarlılığı ya da doğal yapının korunarak bu
etkinliklerin yapıldığı iddiası ticari amacı perdelemeye yarayan bir
kandırmacaydı. Yoğun kullanım talepleri, ekoturizm etkinliğinin
genel olarak korunan alanlarda, özellikle de milli parklarda yapılan bir
faaliyet gibi algılanması; doğal alanların hızla tahrip olması, yöre
kültürünün olumsuz etkilenmesi, araç trafiği ve konaklama talepleri
sonucunda olumsuz çevresel etkiler ortaya çıkmıştır. Kitle turizmi yapan firma ve tur operatörleri, sektörün giderek krize girmesi nedeniyle aslında gene kitlesel müşteri sayısını hedefleyerek ama “ekoturizm” kavramının cazibesinden de yararlanarak; onları hem eski geleneksel ortamlara hem de hem de doğal ortamlara, her türlü araçlarla ve yoğunluğun ortaya çıkaracağı olumsuz sonuçları göz ardı ederek taşımaktadırlar. Jeeplerin üzerine “Kazdağı Milli Parkı Safari Tour”
yazdırabilmekte, yalnızca müşterileri istiyor iddiası ile “mutlak koruma
alanı” bitişiğinde ve yasa dışı olarak mangal yakma ısrarlarını dahi
sürdürebilmektedirler. Ekoturizm kapsamında yapıldığı iddia edilen doğal
ortamlara uygun olmayan yapılaşmalar yaygınlaşmakta, yaban hayatı yaşama
ortamları gelişigüzel kullanılmakta, bitki ve hayvan varlığı tanınmadan
ve bölgenin taşıma kapasitesi bilinmeden turlar düzenlenmektedir. Bu
yaklaşımlar günden güne de tehdit edici bir şekilde artmaktadır. TODEG’ in gerçekleştirdiği “Orman Ekosistemlerinde
Ekoturizm Çalıştayı” nda benim de içinde bulunduğum 3. çalışma grubunun
çıktısında da yukarıdaki tespitleri doğrulayacak çıktılar
vurgulanmıştır. � Genellikle korunan alanlarında yapılan faaliyetler ekoturizm etkinliği olarak algılanmaktadır. � Ekoturizm, korunan alanlarda kontrolsüz bir şekilde yapılmaktadır. � Korunan alanlarda özellikle milli park alanlarında yapılan bölgeleme çalışmasına uygun olarak, ziyaretçi yönetimi sağlanamamakta, ziyaretçiler her alana rahatlıkla girmektedirler. � Ülkemizde ekoturizm ürünü pazarlayan ve bu seyahatleri gerçekleştiren seyahat acentelerinin ekonomik getirilere daha fazla önem vermeleri, koruma kavramının 2. plana itilmesine sebep olmaktadır. � Korunan alanlarda ekosistemin bozulmasına sebep olacak turizm etkinlikleri (jip, safari turları, motorkros, piknikler vs.) yapılmaktadır.
�
Korunan alanlardaki planlamalar kaynak
değerlerini koruma anlayışından ziyade turizm faaliyetlerine göre
planlanmaktadır. Yukarıda belirttiğim kuşkular nedeniyle korunan
alanlarda ve özellikle de “milli parklarda” yapılan etkinlikleri
“ekoturizm” kavramıyla değil “ziyaret” kavramıyla tanımlamanın daha
doğru olduğuna inanıyorum. Çünkü belli statüdeki alanları ziyaret
edenlerin çevre konusunda duyarlı ve doğal varlıkların önemi konusunda
bilgi birikimine sahip olduklarını kabul edebiliriz. Oysaki turistler
genel olarak kendisine sunulanı kabul etme eğilimindedirler. Ya da doğal
ortamın onlara sunduğundan çok verilen hizmetin kalitesi ile
ilgilenirler. Yani ödedikleri paranın karşılığını isterler. Sonuç olarak “ekoturizm” çıktıları parayla ölçülebilecek bir sektördür. Çalıştayın açılış konuşmalarında, uzun süre doğa koruma ve milli parklar kurumunda üst düzey yöneticilik yapmış bir bürokrat, turizmcilerin bile açıkça söyleyemeyeceği bir dille amaçlarının ; “kuş sesini para sesine çevirmek” olduğunu söyleyebilmiştir. Yani bu sektörün varlığı bir şeyleri satmanıza ve onları alacak birilerine gereksinim duyar. Turizmin son yıllarda daha belirgin olarak dünyada ve ülkemizde yarattığı tahribatlar nedeniyle de, benzer etkinlikleri başka bir kavramla açıklama ihtiyacı ortaya çıkmıştır. İşte bu sihirli ve cilalı kavramdır “ekoturizm”. |
||||
|
ANKARA 2008 |
||||